Sizin hayalleriniz..,Bizim işimiz. Pardus... Özgürlük İçin...
Hosgeldiniz! e-posta: shabidyn@yahoo.com
Milliyet Yorumlar Hürriyet Yorumlar Site Hakkında

SON MAKALELER

(26-Haziran-2007)Shabidyn

İTALYA – ROMA – PAPA – OSMANLI


İtalya gezimizin Venedik kısmını geçen yazımda anlatmıştım. Bilindiği üzere Venedik kuzeyde (Adriyatik tarafı) Cenova onun simetriğinde Tren denizine bakar. Bunlar Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında zamanın en güçlü şehir devletleriymişler. Cenova ile Venedik arasında ezeli bir rekabet varmış. Fatih Venediklileri pek sevmez. Bu yüzden İstanbul’da ilk önce Venediklilere ait kısımları tasfiye edip onların Karadeniz limanlarına kadar uzanan ticaret rotalarını bozmuştur. Diğer yandan Cenovalıların ise işlerini kolaylaştırmıştır. Fatih eğer imparator olunacaksa devrin ticaret yollarının kontrol edilmesi gerektiğini çok iyi biliyordu. Bu yüzden Venedikliler en büyük engeldi. 15. yüzyıla kadar Akdeniz’deki ticaret egemenliği Venedik, İspanyol, Fransız ve yavaş yavaş İngilizlerin elindeydi. Roma imparatorluğu çoktan dağıldığı için onun bıraktığı düzensiz noktalar ticareti zorlaştırıyordu. Para baronlarının Doğu Akdeniz’den Londra’ya kadar aksamadan işleyen huzurlu bir rotaya ihtiyaçları vardı. Değişik rotalar vardı : Doğu Akdeniz’de İsrail’in oralardan, Kudüs’ten başlayan, İzmir’e gelen, oradan Selanik, Viyana, Hamburg limanı ve Londra’ya uzanan bir yol. Ya da İzmir, Venedik rotası, Cenova rotası bunlardan önemli olanlarıdır.

Roma Katolik dünyasının merkezidir. Avrupa ticareti ve Venedikliler Roma’nın daha doğrusu Papa’nın kontrolündeydi. Papa her ne kadar öte dünyanın ve dinin simgesi de olsa aslında Roma imparatorluğu yıkılmış olsa dahi en güçlü ticari kontrol merkezinin üstünde oturuyordu. Roma’ya yani Papa’ya sorulmadan Avrupa’ya hiçbir mal akışı olamazdı. Bu önemli bir tekel yaratıyordu tüccarlar için. Alternatif yollar yaratmak en azından Papa’nın gücünü azaltıcı önlemler almak istediler. Katolik dünyasının karşısında henüz halifelik filan ortada yokken, dini değil teknik bir yapılanma içinde olan Osmanlıyı seçmişlerdir.

Osmanlı’nın küçük bir beylikken bile lojistiğini ve para gücünü sağlayan (daha çok yahudi) tüccar kesimi hep olmuştur. Osmanlı daha İstanbul’u bile almadan Rumeliyi ve Balkanları hemen hemen ele geçirmişti. Bu yöneliş tesadüfi ve boşuna değildir. Hedef tamamen Roma’dır. Fatih’in ve sonrasında Kanuni’nin Venedik üzerine seferleri vardır. İlginçtir Fatih Batı’ya ilerlerken dönüp birde Karadeniz’in kuzeyinde Kırım’ı almıştır hatta orada bir süre ikamet bile etmiştir. Nedeni basittir çünkü orası önemli bir Cenova limanıdır! Kanuni Rodos adasını almıştır, niçin? Doğu Akdeniz’in güvenliğini sağlamak için. Hatta Rodos’u ilk seferde alamamış ve 300bin kişilik Yeniçeri ordusunu fırçalamıştır. İkinci Selim zamanında ise Lala Paşa Kıbrıs’ı almıştır. Buradan kazanılan hazinelerle Edirne’deki Selimiye Camii yaptırılmıştır. Aklıma gelen bir saptama, Edirne İstanbul alınmadan önce uzun süre Osmanlı’ya başkentlik yapmasına rağmen hiçbir padişahın burada mezarı yoktur! Bursa’da ve İstanbul’da vardır sadece. Bir de son padişah Vahidettin’in mezarı Şam’dadır. Araya magazin haberi sokalım, Vahidettin’in torununun torunu Mesude Evliyazade geçenlerde güzel bir düğünle evlendi Türkiye’de.

Kaldığımız yerden devam edersek, Fatih müthiş dehasıyla zamanının mevcut dinamiklerini ustaca kullanıp gerçekten bir imparatorluğun temellerini atmıştır. O zamanlar Osmanlı Halifelik diye bir kavramla uğraşmadığı için tamamen teknik bir yapılanmaya geçmiş hatta etkileşimde olduğu çevrelerden dolayı eski Roma imparatorluğundaki yapıları kendisi de kullanmıştır. Tarihin son imparatorluğu Osmanlı’dır. Ondan önce Birinci Roma sonra Doğu Roma imparatorlukları vardı. Birinci Roma Hristiyanlığın yayılmasıyla parçalanmış yok olmuştur, ikinci Roma Doğu Roma’dır ve Hristiyan bir imparatorluktur. Fatih İstanbul’u alarak Doğu Roma’nın son kalıntılarını da şekil olarak yok etmiştir. Üçüncü Roma ise Osmanlıdır yani Üçüncü Roma Müslümandır !

İlginçtir Osmanlı’nın Batı’ya girmesiyle ve Akdeniz çanağındaki ticareti kontrol etmesi sırasında karşısında bulduğu Fransa, İngiltere, İspanya, Portekiz gibi devletler de kendilerine imparatorluk demişlerdir. Halbuki bunların hiçbiri imparatorluk filan değildir sadece sömürgeci devletlerdir. “Büyük Britanya” hala kendini havada görür, Commonwealth tarzı yapılanmaları bu forsuyla kontrol etmeye çalışır. Bu devletler neden imparatorluk değildir? Çünkü bunların hepsinde yönetimde hep aynı milletten oluşan hakim bir güç vardır. Sömürdükleri ülkelerin kaynaklarını hep kendi merkezlerine transfer ederler. Örneğin İngiltere’de yönetimde, bürokraside hakimiyet hep İngilizlerdedir. Mesela bu devletlerde Kenyalı bir başbakan göremezsiniz o devirlerde oysa Osmanlı’da devşirme dahi olsa Türk olmayan pekçok Sadrazam vardı. Osmanlı’da bürokrasi içinde, yönetimde Türk olmayan başka milletlere mensup devşirme olmayan çok sayıda kişiler olmuştur. Hatta 19 yy sonlarında dahi Osmanlı’nın Dışişleri bakanı Ermeni’dir. Üstelik Osmanlı şimdi bize medeniyet dersi vermeye çalışan diğer devletler gibi kimseyi sömürmemiştir. Kimsenin dinini, alfabesini, dilini, kültürünü zorla değiştirmemiştir. İmparatorluk budur, sapla samanı karıştırmayalım.

Osmanlı tarihini çok iyi okumak gerekiyor. Herşeyi bir kahramanlık destanı gibi değerlendirmek ne kadar yanlışsa Osmanlı’nın yaptıklarını yok saymak ya da küçümsemek de o kadar saçmadır. Üçüncü Roma İmparatorluğu tam da Avrupa’nın uyanış dönemine denk gelmiştir ve Osmanlı bu uyanan gücün karşısında mücadele ederek 600 yıl ayakta kalmıştır. Tarihte böyle bir güç karşısında varlık mücadelesi sergileyen ve başarılı olan bir devlet daha yoktur. Sadece bu bile takdir edilmesi gereken bir olgudur. Tarih anlatımında Osmanlı’nın yükselişi, duraklaması ve batışından bahsedilir. Bunlar tamamen uydurma şeylerdir. Osmanlı yönetimi zaman zaman yanlış işler yapmıştır, bazen toprak kazanmış bazen kaybetmiştir ama bahsedildiği gibi büyüdü çöktü tarzında bir süreç yaşamamıştır. Son ana kadar varlığını sürdürme ve Batı ile mücadele içinde olmuştur. En kötü durumda olduğu 19yy’da dahi Osmanlı hala bir imparatorluktur bu unutulmamalı. 1683’te Viyana kuşatmasını yapan da yine Osmanlı’dır. 18.yy’da en güçlü konvansiyonel ordulardan biri Osmanlı idi.

Bugün Osmanlı’dan kalan otorite boşluğunu Amerika doldurmaya çalışmaktadır. ABD varlığını sürdürmek için tüm dünya kaynaklarına saldırmaktadır. Osmanlı için yıkılmanın ne kadar kaçınılmaz olduğunun bir kanıtıdır bu aynı zamanda. ABD gibi mücadele etmesi gerekirdi ama bunu o devirde yapabilmesi imkansızdı. Şimdi bir zamanlar Osmanlı’yı destekleyen finans odakları şimdi Amerika’ya kaydılar yani Newyork İstanbul ile yer değişti. Dolayısıyle Dördüncü Roma İmparatorluğu rolüne bu sefer Amerika soyunmuş vaziyettedir. Bunda ne kadar başarılı olduğu şüphelidir. Dünyaya kan ve göz yaşından başka birşey getirmemiştir çünkü. Şimdilik tek hakim güç gibi görünen bu devletin adil olma, inandırıcı olma (en azından emperyalist gibi görünmeme) gibi meziyetlerden hiçbirine sahip olmadığı çok açıkça ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki güçlü olanın haklı olduğu bir dünya düzeninde yaşıyoruz. Osmanlı’yı Ermeni soykırımı yapmıştır diyerek kendi parlementosunda mahkum etmeye çalışan ve bunu tehdit olarak kullanan devlet ile savaş bittiği halde Japonya’da Nagasaki’ye, Hiroşima’ya gereksiz yere atom bombası atıp binlerce kişinin keyfi yere katili olan da aynı devlettir. İlginçtir bu olay hiçbir Avrupa parlementosunda soykırım kapsamını bırakın savaş suçu olarak dahi gelmemiştir. O yüzden haklıysak güçlü olmak zorundayız. Stratejik olarak planlanmış üretim ekonomisine geçmeden sadece ABD ve AB güdümünde giderek gelen sıcak paralara dünyanın en yüksek faizini ödeyerek, büyük devlet olamayız.

ÖNCEKİ MAKALELER

SEÇME YAZILAR

TEKNOLOJİ

TAVSİYE SİTELER

Merak ettiğiniz sorgulamalar... En kapsamli Beşiktaş yaşam ve firma rehberi, 2008... İlk Kurşun İzmir'de Ocak 2006'dan beri aylık yayımlanan Atatürkçü gazetedir